Star Trek (bizdeki adıyla Uzay Yolu) onlarca yıl boyunca, milyonlarca insana ulaşan, birçoğumuzun hayatında şöyle ya da böyle bir iz bırakan, uzay bilim kurgusu denilince ilk akla gelen markalardan birisi. Hangimiz, Atılgan Yıldız Gemisi’ne atlayıp Kaptan Kirk ve mürettebatıyla yol aldığımız, türlü türlü maceraya atıldığımız hayaller kurmadık ki? Orada da kalmadık tabii. Sonra Kaptan Picard’a sıra geldi. Bir de onunla yol aldık uzayın o uçsuz bucaksızlığında. Velhasılıkelam çocukluğumuzun ve gençlik yıllarımızın (ve de olgunluk dönemimizin) akılda yer edenleri arasında Star Trek’in de önemli bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Bu yolculukta önemli duraklardan birisi de Star Trek: Voyager olmuştu. 90’lı yıllarda yayınlanan dizide Kathryn Janeway kontrolündeki Voyager’ın eve dönüş yolculuğunu seyretmiştik. İşte Star Trek: Voyager – Across the Unknown da tam olarak bu yolculuğa ortak ediyor bizi. Yolumuz Delta’ya düştü… Star Trek Voyager ile haşır neşir olmayanlar için hikâyeyi hızlıca özetleyeyim. Star Trek Voyager, bir Maquis gemisinin peşinden giderken bir anda çok güçlü bir enerji dalgası tarafından vuruluyor ve evden on binlerce ışık yılı uzakta, Delta Quadrant’ta, ne olup bittiğini anlamaya çalışırken buluyorlar kendilerini. “Caretaker” isimli bir varlık tarafından buraya çekildiklerini öğrenmeleri de çok uzun sürmüyor. İçine düştükleri durum Star Trek mürettebatı ile Maquis ekibinin güçlerini birleştirmelerini zorunlu kılıyor. Sonrasında da galaksinin dört bir köşesinde ilerleyip eve dönüş yolunu olabildiğince kısaltmaya çalıştıkları bir maceraya atılıyorlar. Kazonlar, Vidiianlar, Tür 8472 (nam-ı diğer Urineler), Borglar ve daha farklı farklı türlerle temas kuruyor, dostlar ve düşmanlar ediniyor, türlü türlü mücadeleye girip en sonunda Voyager’ı evine döndürmeye çalışıyoruz. Burada oyunun ilk artısını görüyoruz, çünkü gerek orijinaline sadık olarak ele alınan ana hikayesi gerek araya serpiştirdikleri yan hikayeler ile başarılı bir iş çıkarmışlar. Tabii orijinaline sadık dedik ama bu oyunu zevkli kılan şeylerden birisi de o hikâyenin farklı yollara sapmasına müsaade eden yapısı. Böylece “Ya şöyle olsaydı?” dediğiniz şeyleri bizzat test etme imkânınız oluyor. Buradan da tahmin edebileceğiniz gibi, tekrar oynanabilirlik açısından da eli oldukça kuvvetli. Voyager ile galaksi turları Gelelim oynanış kısmına. Biraz FTL, biraz Fallout Shelter, biraz Frostpunk, hatta bir miktar da Master of Orion’ı anımsatıyor bana -ki bunun gayet güzel bir şey olduğunun altını çizmeme gerek var mı bilmem. Özünde hayatta kalmaya odaklandığınız, roguelike unsurları da bulunan bir strateji oyunu Across the Unknown. Bununla birlikte oyunun farklı bölümlerinde farklı farklı türlere selam çakıyor. Saha görevlerinde kısmen görsel romanları anımsatan veya yeri geldiğinde bir macera oyununa benzer bir yapıya bürünürken, geminizle ilgilendiğiniz kısımlarda bir üs inşa oyununa dönüşüyor. Çatışma kısımlarını da es geçmiyor. “Böyle daldan dala atlayıp duruyorsa, ne olacağına karar verememiş bir oyun mu bu yoksa” gibi bir endişeniz olmasın, toplamında ortaya gayet keyifli bir strateji oyunu çıkıyor. Voyager’ın Kaptanı Kathryn Janeway’in koltuğuna oturuyor, yıldız gemimizin hemen her şeyiyle ilgileniyor, mürettebatınızı yönetiyor ve yönlendiriyor, karşınıza çıkan sorunları aşmak için eldeki imkanlar dahilinde neler yapabileceğinizi gözden geçirip en uygun kararı vermeye çalışıyorsunuz. Aldığınız kararlar da yolculuğun seyrini şekillendiriyor. Kontrol etmeniz gereken birçok unsur söz konusu ve sizin işlerin bir anda kontrol çıkması da ihtimal dahilinde. Bunun için adımlarınızı üzerinde iyice düşünüp atmanız ve mümkün olabildiğince çok detayı göz önünde bulundurup temkinli bir şekilde ilerlemeniz gerekiyor. Koştura koştura ilerleyeyim derseniz, bir anda “Voyager için yolun sonu” sahnesiyle karşılaşmanız şaşırtıcı olmaz. Oyun 3 zorluk derecesiyle geliyor. “Hikâyeye odaklanayım” diyenler için “Adventure” modu, “Biraz zorlanalım yahu, tadı öyle çıkar” diyenler için “Survival” modu, “Kendime işkence etmekten zevk alıyorum” (Niye ki???) diyenler içinse “Years of Hell” modu. En azından ilk aşamada Years of Hell’den uzak durmakta fayda var bence. Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilsiniz. Oyunları keyif almak için oynuyoruz, sinirden saçımızı başımızı yolmak için değil, öyle değil mi 🙂 Oyunun birçok katmanı bulunuyor. Bunlardan ilki eve dönüş yolculuğunuzdaki duraklar olan sektörler içerisindeki seyahatleriniz ve bu seyahatler esnasında yaptıklarınız. Sektörler içerisinde birkaç yıldız sistemi sizleri bekliyor. Ziyaret ettiğiniz her bir yıldız sisteminde farklı farklı gezegenler, asteroitler vs. bulunuyor ve bunlardan çeşit çeşit kaynak elde edebiliyorsunuz. Bunları, uzay geminizi geliştirmek, yeni alanlar inşa etmek, mürettebatınızı beslemek gibi amaçlarla kullanıyorsunuz. Bu yolculuklar esnasında rastgele olaylar da gelişebiliyor. Bu anlarda olaya nasıl müdahale edeceğiniz (veya kaçınacağınız), yolculuğunuzun seyrine şu veya bu şekilde etki edebiliyor. Doğrudan bir etkisi olmasa bile, atmosferi besleyen ve sizleri bu hikâyeye daha çok ortak eden detaylar barındırabiliyor bu karşılaşmalar. Ayrıca, o sektörde birilerinin ayağına dolanıp sorun çıkardıysanız veya sizi düşman olarak gören ırklardan birisinin yoğun olduğu bir sektördeyseniz, çatışmalar da kaçınılmaz bir hal alabiliyor. Bazen hikâye akışı gereği, çoğu zaman da rastgele karşılaşmalar sonucunda çatışmalara girmek zorunda kalıyorsunuz. Bu çatışmaların otomatik sonuçlandırılmasını seçebileceğiniz gibi bizzat çatışmayı yönetmeyi de tercih edebiliyorsunuz. Eğer gerekli teknolojiyi geliştirmişseniz geminizi gizlemeniz (cloak) ve böylece çatışmadan kaçınmanız veya duruma göre çatışmayla uğraşmayayım diyerek teslim olmanız da mümkün. Bana göre oyunun görece zayıf yanı çatışma kısımları. Çoğu zaman çatışmayla uğraşmayıp otomatik sonuçlandırma yoluna gitmeniz kuvvetle muhtemel. Yine de bazı durumlarda kontrolü elinize alın derim. Zira otomatik savaş halinde kesin kaybedeceğiniz söylenen çatışmaları bile kazanabilme ihtimaliniz oluyor bizzat yönettiğinizde. Bunun haricinde baktınız ki zafer cepte, geminizin de çok hasar almayacağı bir sonuç öngörülüyor, uğraşmanıza gerek yok, otomatik pilota bağlayın geçin derim. Çatışmaları bir kenara koyduğumuzdaysa, Voyager’ı yeni odalarla donatmaktan teknoloji araştırmalarına, saha görevlerinden karakter gelişimlerine, yolculuğunu renklendirecek, bu esnada nöronlarınıza da bol bol egzersiz yaptırabilecek farklı alanlar bekliyor sizi. Saha görevleri, belki ilk bakışta önünüze çıkan bazı durumlara karşı 3 alternatif arasından birisine cevap verip ilerlemeye çalıştığınız, bir nevi görsel roman gibi ilerleyen yerler olarak görülebilir. Fakat aslında burada da o genel oyun deneyiminizi zenginleştirecek detaylar mevcut. Göreve göndereceğiniz isimlerin seçimleri aşamasında başlıyor stratejik hamleleriniz. Göreve göndermek üzere en fazla 3 personel belirleyebiliyorsunuz. Az sayıda görevde zorunlu olarak bulunması gereken 1-2 personel olabiliyor, ama genelinde tercih size bırakılmış durumda. Personele seçiminizi yaptığınız ekranda ihtiyaç duyabileceğiniz özellikler gösteriliyor ve siz de karakterler arasında bu özelliklere sahip kişiler arasında bir ekip oluşturarak görevdeki başarı şansınızı yükseltebiliyorsunuz. Ayrıca görevde belirli bir ırka veya mesleğe (örneğin kaptan, doktor vs.) ilişkin detaylar söz konusuysa, bunlar da bu ekranda gösteriliyor. Bu yönde bir seçim yapmak zorunda değilsiniz, fakat öyle yaptığınızda karşınıza daha farklı tercihler çıkabiliyor, yeni detaylar görebiliyorsunuz veya görev daha kolay bir hal alabiliyor. Görev esnasındaki durumlarda 3 alternatif hamleden hangisini tercih edeceğiniz ve bu hamleyi hangi karakter(ler)le yapacağınız başarılı olup olmayacağınızı belirlemekle kalmıyor, başarılı olduğunuzda elde edeceğiniz kaynak (veya mürettebat memnuniyeti) miktarını da etkileyebiliyor. Kimi yan görevlerde veya saha görevlerinde attığınız adımlar, oyunun devamına ilişkin uzun soluklu sonuçları da olabiliyor. Örneğin oyunun başlarında sayılabilecek bir görevde elde ettiğiniz bir teknoloji, oyunun sonlarına doğru bir görevde pazarlık unsuru haline gelebiliyor. Veya bu şekilde elde ettiğiniz bir cihaz oyun boyunca gıda ihtiyacınızı gidermekte epey önemli bir rol üstlenebiliyor. Görevlerin sonunda bu göreve gönderdiğiniz karakterler tecrübe puanı alarak gelişiyorlar. Bu geliştirmeler hem sonraki görevlerde başarı şansınızı artırıyor hem de gemi içerisinde bu karakterlere görev ataması yaparak elde edebileceğiniz avantajları yükseltebiliyor. Oyunun üs inşa ve yönetim kısmına geçecek olursak… Geminizde hangi odaları inşa edeceğiniz, daha önce inşa ettiğiniz hangi odaları geliştireceğiniz, mümkün olması halinde bu odalarda hangi karakterinizi görevlendireceğiniz gibi birçok karar sizi bekliyor. Oyunda dengeli ilerlemenin önemini en çok hissedebileceğiniz yer yıldız geminizi yönettiğiniz bu kısımlar olabilir. Bir kere kafanıza göre yeni oda inşa etmeniz gibi bir durum söz konusu değil. Doğal olarak inşa edebileceğiniz yer kısıtlı. Her bir inşa süreci için bol bol kaynağa ihtiyaç duyulması ve elinizdeki kaynakların çoğu zaman o kadar da çok olmaması da inşa süreçleri için bir sınır oluşturuyor. Ayrıca, inşa etmekle bitmiyor iş, o alanları işler kılabilmek için de enerji sağlamanız gerekiyor -ki bu da ana kaynaklarınızdan birisini su gibi tüketiyor. Yani zorunlu olarak bazı bölümlerden feragat edip bazılarına öncelik vermeniz gerekiyor. Bu konudaki tercihinizi belirleyecek şeylerden birisi inşa edeceğiniz odadan sağlayacağınız faydalar elbette. Bazı bölümler mürettebatınızın huzur ve mutluluğunu temin etmeye yönelikken bazıları geminizin güvenliğiyle ilgili. Geminizin kimi bölümlerinde o bölüme özel araştırmalar veya üretim de yapılabiliyor. Dolayısıyla, bütün bu hususları göz önünde bulundurup dengeli bir yol izlemeniz gerekiyor. Teknoloji ağacının hangi dalında hangi araştırmalara öncelik vereceğiniz de bir başka önemli faktör. Geminizde yeni bölümler inşa edebilir hale geliyor, bazı bölümleri üst seviyeye çıkarabiliyor, farklı sistemlerdeki gezegenleri de tarayabiliyor ve buralardan daha fazla kaynak toplayabiliyorsunuz. Aldığınız kararlar, yaptığınız araştırmalar, tercih ettiğiniz geliştirmeler, karşı karşıya kaldığınız durumlarda yapabileceğiniz hamleleri de şekillendiriyor. Buraya kadar anlattıklarımdan da anlaşılmıştır diye düşünüyorum, oyunda hemen her veri bir başka unsur üzerinde etki ediyor. Örneğin mürettebatınızın morali çok düşük düzeylere gerilerse kahramanlarınızın yeteneklerinde düşüş yaşanıyor, geminizde gerçekleştirebileceğiniz inşaat ve tamiratlar ile araştırma süreleri de uzuyor. Böyle olunca saha görevlerinde işler daha zorlu bir hal alıyor, geminizde ihtiyaç duyduğunuz iyileştirmeleri yapmanız daha uzun sürüyor. Araştırmalar gecikiyor. Özetle önünüzde uzanan yol uzuyor. Tam tersi durumdaysa bunun nimetlerinden faydalanıyorsunuz. Bunun gibi birçok örnek verebilirim -ki bu oyunu strateji severler için daha keyifli hale getiren detaylar bunlar. Her adımın bir şekilde sonuç doğurduğunu, o büyük ana hikâyeye etki etmese bile sağda solda bir şeyleri değiştirdiğini bilmek, oyuncuya daha etkin bir rol oynadığını hissettiriyor ve bu sayede daha tatmin edici bir deneyimden söz edebiliyoruz. “Bunlar iyi hoş da hiç mi eleştirilecek yanı yok bu oyunun?” derseniz, hemen cevaplayayım. “Var tabii”. Savaş kısmının zayıf kaldığını zaten söz etmiştim. Bunun yanında oyun içi ekonominin dengesizliğinden de bahsetmek gerek. Kaynaklar çok hızlı tükeniyor. Bazı geliştirmeler veya inşa işleri çok fazla kaynak kullanımını gerektiriyor. Kendinizi görevlere kaptırıp o sistemden bu sisteme yol alırken bir anda kaynak kriziyle karşı karşıya kaldığınızı da görebiliyorsunuz. Çatışmalarda geminin birçok bölümü hasar alıp devre dışı kaldığında onları tekrar faal hale getirmek için hem çok fazla kaynağa ihtiyaç duyuyorsunuz hem de bunu yapmak zaman alıyor. Hal böyle olunca işi gücü bırakıp kaynak yönetimiyle uğraşıp dururken bulabiliyorsunuz kendinizi. Bu da genel oyun deneyimini sekteye uğratan bir şey bence. Bir de bu oyundan aldığım keyfi baltalayan bir sorundan bahsedeyim. Oyunun sonlarına doğru teknik bir sorun nedeniyle bir görevi tamamlayamadım. Çıkıp şansımı otomatik kayıt noktasından denedim, yine olmadı. Dolayısıyla bütün bölümü baştan oynamak zorunda kaldım. Bitti mi? Bitmedi. Yine aynı yerde aynı sorunu yaşadım. Haliyle yeniden başladım. Bunu 3-4 defa tekrar etmek durumunda kaldım görevi geçene kadar. Bu da doğal olarak canımı sıktı. Bir yan görev değil de oyunun ana senaryosuyla ilgili bir görev olsaydı, çok daha can sıkıcı olurdu tabii. Benim için oyuna dair en tatsız nokta bu oldu. Bitirmeden önce bir parantez açıp ek paket içeriklerinden de bahsetmiş olayım. Oyunun “Ya şöyle olsaydı?” anlarına 5 tane daha eklenirken, 3 yeni teknoloji ve 2 yeni karakter de dahil oluyor oyuna. Gerek bu yan görevler gerek teknolojiler, çok kökten değişiklikler sunmuyorsa da oyunu renklendiren detaylar içeriyorlar bana göre. Sonuç olarak, Star Trek hayranları başta olmak üzere strateji severler için güzel alternatifler arasına Star Trek: Voyager – Across the Unknown da adını yazdırdı diyerek noktalayayım incelemeyi. Yazı gezinmesi Epic Games Store 279 TL Değerindeki Oyunu Ücretsiz Dağıtıyor